Hayatımı artık bu şekilde ayırıyorum, Ç.Ö. ve Ç.S.
Yani çocuklardan önce ve çocuklardan sonra diye.
Çünkü, çocuk olayı insanın hayatını tamen değiştiriyor ya. Değişen sadece koşullar, ortam, vs değil. İnsanın ruhu da tamen değişiyor.
Mesela değişen şeylerden bir örnek; bayılırdım ben eskiden gerilim ve korku filmlerini izlemeye ( bu konuda teyzeme çekmişim:)). Yani eskiden dediğim, Ç.Ö.
Koltukta öyle gerim gerim gerilmek, kalp atışlarımın hızlanması vs. çok hoşuma giderdi.
Evlendikten sonra, durum bekarkenki gibi değişmedi. Çünkü bu tip filmleri izlemeye aynen yalnız bi şekilde devam ettim. Kocacığım kati suretle bu tip filmleri izlemez de:)
En son Baran'a hamileyken, Stephen King'in bi filmini, yabancı bi kanalda, chrismas nedeniyle 3 bölüm şeklinde 3 gece (gece 12 de başlıyordu) izlemiştim. Yine gerile gerile, bayıla bayıla.
Ne olduysa, çocuk sahibi olduktan sonra oldu. Yani Ç.S.
Artık bu tür filmlerin içinden seçmeye başladım (ki eskiden herrr korkuuyuuu izlerdim).
İlk olarak kanlı manlı, doğramalı biçmeli olanları eledim. Sonra sapıkça işkence sahneleri içerenleri.
Artık bunları baştan sona kadar izleyemez oldum (sadece arada göz ucuyla bakıyordum:)).
Hele ki ikinci çocuktan sonra, iyice seyredemez oldum bu tipleri.
Bünyemi zorlamayanlar artık sadece thriller tarzı (yani gerilmekten de bi türlü vaz geçemiyoruz:))
Nerden geldim ben bu örneğe, söyleyeyim.
Geçenlerde bi gün, tv de "the cell" vardı. Genelde filme başlamadan önce, IMDb.com a girip, film hakkında bilgi ediniyorum. Özellikle türüne ve aldığı puana bakıyorum. Genelde yediye yakın, yedi ve üzeri puanlar alanları izlemeyi tercih ederim.
"the cell" in de ne olduğuna baktım.
Türü: polisiye, drama, fantastik, korku, bilim kurgu ve gerilim. 'Mercan, daha ne olsun' dedim kendi kendime. Gerçi puanı 6 idi. Ama olsun. Oyuncular fena değil ya, seyretmeye değer dedim( Jennifer Lopez ablamız ile Vince Vaughn abimiz başrollerde).
Hazır çocuklar da uyumuşken, Semih de PCnin başındayken, kuruldum TVnin karşısına.
'Daha ne olsun' dedim demiştim ya, dakka bir, gol bir.
Filmin başında, sanki Dali'nin bir tablosu canlandırılmıştı. Garip ötesi. J.Lo ablamız prenses kostümü içersinde, dalivari bi ortamda, ağaç kovuğunun içinde gizlenmiş bi çocukla konuşmaya çalışıyor.
Ben tatlı tatlı seyrederken, çocuk böööö diye ortaya çıkıyor. Fakat suratı değişmiş, Buffy t. Vampir S. dekilerin suratına benzemiş.
İçim bi tuhaf oldu.
"Kızım dur", daha yeni başladı film dedim kendi kendime.
Sonraaa, J. Lo ablamız uyanıyor. Kablolara bağlanmış bi şekilde. Yanında da o çocuk, o da kablolara bağlanmış. Bunlar yan yana camlı bi laboruvatarın içinde, dışında da monitörlerden bunları takip eden bilim adamları.
Anlıyoruz ki, ablamız doktor, ve bu bağalandıkları ıvır zıvırla, şizofreni hastası olan ve kendini dış dünyaya kapatmış olan çocuğun beynine girip, onu tedavi etmek istiyor.
"Ay, bu bilim kurguymuş Semih" der demez, şöyle bi sahne : Bi manyak, kaçırdığı kıza hem işkence yapıyor, hem videoya çekiyor, hem de... . Bunlar yetmezmiş gibi, bi de kendine bi takım aletlerle işkence yapıyor. Off, çok iğrenç işte.
Semih de tam sahnesinde baktı. Bunları nasıl kaldırıyorsun diye sordu.
Kaldıramadım ve zapladım.
Ama Mercan bu, 2 dk sonra yine aynı kanaldayım.
Bu sefer de Vince abimiz sahnede. Kendileri FBI'den ve bu manyağın peşinde.
Bu manyak bi şekilde yakalanıyor, akıl sağlığı iyice elden gidiyor, kendisini dış dünyaya kapatıyor falan filan.
Ama kaçırıp da, henüz öldüremediği kız halen kayıp olduğu için, polislerin onun kendisine gelmesini istiyorlar ki, kızı bulabilsinler.
Yani, doktor J.Lo ile FBIci Vince, J.Lo'nun çalıştığı bilim merkezinde, bu manyak sayesinde biraraya geliyorlar.
Aslında buraya kadar herşey normal (yani bildiğimiz bir sapığın klasik kaçırma, işkence yapma ve yakalanma sahneleri).
Ne oluyorsa, bundan sonra oluyor. Ve bünyemin artık bu tip görüntüleri kaldırmadığını bi kez daha anlamış oluyorum.
Tahmin edildiği gibi, doktor hanım kızımız bu manyağın beynine giriyor.
E bu zat da normal! bi şizofren değil ki. Manyak ki ne manyak.
Adamın kafasında kovalamaca başlıyor.
Önce sapığın çocukluğunu ve ondan da sapık babasının ona yaptıklarını vs izliyoruz. Şizofren kişilerin ürkütücü hayal dünyasında geziniyoruz ve sonra da iğrenç, tüyler ürpertici sahneler başlıyor.
Ablamız idealist-hümanist doktor ya, ısrarla çocuğun peşinde. Başına gelmedik kalmıyor.
Olaylar yine beni aşıyor ve geçiyorum başka kanala.
Ama benim beyindeki şeytan dürtüyor sürekli geri zapla diye:)
Sonra bakıyorum bi ara, J.Lo iyice kendinden geçmiş, artık dış dünyadaki doktorlar bile kurtaramıyor, sokuyorlar Vince abimizi de bu manyağın beynine.
Heromuz onu kurtaracak.
Yine iğrençlikler başlıyor ve ben bu sefer kesin bi zap yapıp, dönmeme kararı alıyorum. Dönmüyorum da. Çünkü o manyağın çocuk hali büyümüş, manyağın gerçek boyutlarını da aşmış, olmuş bi yaratık. Korktum da görüntüsünden (yaa ben aslında korkmazdım bu tip görüntülerden, nooluyo böyle ya:( ).
Bu arada sonunu da kaçırmamaya gayretliyim. O kadar zorladık ya bünyemizi, e sonunu da öğrenelim dimi yani.
Habire saate bakıp, sonuna yaklaşıyor bu deyip, arada yine zaplıyorum ben.
Kısaca sonu şöyle, Vince abi bu manyağın beynindeyken, bi logo gibi bişey görüyor ve bunun biyeri işaret ettiğini çakıyor. Ablamızı zorla kurtarıp (ki ablamız bulunduğu yerde büyülenmiş gibi memnun halinden ve ortamından), dış dünyaya dönüyorlar.
Diğer doktorlar J.Lo nun kendine gelmesiyle uğraşırken, kahramanımız fırlayıp, diğer FBI ve polisleri de peşine katarak, bu manyağın kızları kaçırıp öldürdüğü sığnağa gidiyor.
Kız kurtuluyor.
Manyak zaten manyak olarak kalıyor.
Jennifer ile Vince arasında bi aşk meşk olayı olmuyor ne yazık ki:(
Ve film bitiyor.
Bizdeki sahne de aynen bu: "Semih'cğm saat 2 olmuş. Hadi yatalım"
"Sen yat Mercan."
"Sen de gel."
"E sen yat ?!?"
"...." (burada yüz ifadem konuşuyor)
"Sen korkuyorsun. Yuhaahaahaa..."
"E çok korkunçtu napiyim"
Artık çok mu korkunç, değil mi bilemiyeceğim. Ama kesin olan şu, artık seyredemiyorum bu tip filmleri eskisi gibi. Pardon yani Ç.Ö. seyrettiğim gibi.
Yoksa bu Ç.Ö. ve Ç.S. bahane mi ne? Yaş ilerleyince mi daha hassas oluyor insan:(